LAZ EVLERİ

 İç Anadolu’nun Karadeniz’e çıkış yapmak istiyorsanız Ankara-Samsun Kara yolculuğunu yapmak zorundasınız. Ve böylelikle Canik dağlarının eteklerine tutunarak Karadeniz’e ilk adımınızı atmış olursunuz. İlk adımı attığınız yer Matasyondur. Matasyon benim için; Karadeniz’in İç Anadolu’ya, İç Anadolu’nun Karadeniz’e açılan kapısıdır. Bu kapıdan içeriye girdiğinizde sizi kucaklayan Karadeniz’in maviliği Tekkeköy’e dek bırakmaz. Karadeniz’in son ovası Çarşamba’ya geldiğinizde Karadeniz rengini yeşil’e teslim eder. Burada ırmak bile yeşile mağlup olmanın ağırlığında beliren, “Yeşil ırmak” yaftasıyla yavaş –yavaş akar. Terme’ye geldiğinizde Karadeniz’in Mavi ve Kara ile harmanlanmış özgün maviliği daha da bir coşkuyla karşılıyor. Mavi ile Yeşil’in dayanışmasındaki Doğa ambiyansı ise insanı büyülüyor. Çam ağaçlarının eşliğinde Ünye’ye girdiğinizde Çam’ın yeşili ile otantik Karadeniz maviliğinin, ayrı bir büyüleyen yarışı ile karşılaşıyorsunuz.

Mavi-yeşilin, Sar-kahve ile oluşturdukları doğa desenli tabanla, Mavi tavanın oluşturduğu doğa yapısı, yavaş-yavaş otantik yapısını da sunmaya başlıyor.Karadeniz mavi çatının altındaki kendine özgü maviliğini hep korur. Karası yoktur, fakat bazen hırçınlığını gizleyemeyen o devasa dalgalar Karadenizliye karalar bağlatır bağlatmasın da, yeşil ile mavinin birlikteliği ile başlayan o eşsiz görünüm, daha doğrusu doğanın insan duygularını en üst noktaya taşıyan müthiş renklerinin dostluğu Karadeniz’in ‘kara’sını kısmen de olsa unutturuyor….

Doğusuna yöneldiğinizde Doğası ve Doğanı ile bütün Karadeniz’in otantik havasını zenginleştiren “Laz Evleri” yavaş-yavaş belirmeye başlıyor. Sarp’a yaklaşmaya başladığınız noktada “Karadeniz Evleri”nin Bazıları fındık bahçelerinde aniden karşınıza çıkıyor. Bazıları ise dağ yamaçlarında, keskin virajlarda, sahil yol boyundaki çay ve mısır tarlaları içinde selam bekliyor, dost bekliyor, sevgili bekliyor..Karadeniz’in konukseverliğini göstermek için her zamanki tez canlı duruşunu koruyor. Ünye’de, Perşembe’de, Ordu’da, Bulancak’ta, Giresun da, Tirebolu’da, Akçaabat’ta, Trabzon’da, Rize’de, Çayeli’nde, Pazar, Ardeşen, Fındıklı’da ve Arhavi, Hopa, Kemalpaşa ve Sarp’ta, hatta, sarp ötesi yamaçlarda kapısının çalınmasını bekliyor…İlgi bekliyor. Özellikle Akçaabat ve Tirebolu’da Otantik evlerin hasretli bekleyişi var ki, insan; Safranbolu, Beypazarı, Kütahya, Birgi evlerinin v. b. lerinin kapısını çalanlar neden buradaki kapıları çalmadığını düşünmezden edemiyor.

 Ordu’dan sonra Melet ırmağını geçliğinizde Doğu Karadeniz’e girmiş oluyorsunuz. Giresun ve Doğu Karadeniz dağlarının lütfettikleri o güzelim doğa dizayni Falez ve koylarla zengin cennet bandını ve otantizmini yok eden “Sahil Yolu” inşaatı öncesi ayakta duran geleneksel LAZ EVLERİ yok artık. Rize’den Sarp’a dek karşınıza çıkan tarihin geçmişteki gizemli sırlarını barındıran LAZ EVLERİ yok denecek kadar az. Sarp sınır kapısından geçerek Gürcistan’da konuşlanmışlar. Çatılarını örtükleri sac dikkatinizi çekiyor. Bu evlerin; Stalin döneminde Tükiye’ye gelemeyen Lazları evleri olduğunu öğrendiğinizde bir burukluk hissediyorsunuz. Evet; Sarp’ın karşı yamaçlarında,Gürcistan sınırındaki LAZ EVLERİ hala dimdik ayaktalar.

 Laz Evleri denince, ağaca dayalı yapılar gelmektedir. Antik çağda Daha çok ormanlık bölgelerde rastlanan ve İskandinav ülkelerinden İsveç’te yapılan ve duvarları ağaç tomruklarının üst-üste gelmesiyle köşeleri geçmeli bağlantılarla oluşturulan, boşluklara sıva, yosun ve çamur doldurulan (bir söylenceye göre İsveç’in dağ köylerinde yaşayan ve Lazca konuştukları savlanan Vikingler’in atası “Bragadiler”in) dağ evleri “Şaleler”i çağrıştırmaktadır. Kuzey Amerika’nın ilk göçmenleri, özellikle avcı ve oduncular böylesi evleri yaptırmayı sürdürdüler.

“Laz Evleri”nde zamanla yapım malzemesi olarak ahşabın yanında taş kullanılmaya başlandı. Bu malzemeye ek kerpiç kullanılan Aydın, Bursa, Kütahya, Kula, Birgi, Erzurum yapı öğeleriyle benzeşse de kendi otantizmini oluşturan farklı öğeler içermekteydi. Bunun yanında Anadolu mimarlığında XVIII. Yüzyıl sonuyla XIX yizyıl başlarında görülen ve batı etkisinde biçimlenen; geniş saçaklı, masif kapı ve pencereler, oymalı korkuluklu, raflar, dolaplar ile ahşabın yaygın biçimde kullanıldığı Anadolu’nun yapı öğelerinin etkisinde kalmadığını söyleyemeyiz. Özellikle Safranbolu ve Beypazarı yapı öğelerinden..

Genelde coğrafi yapısı ve iklim koşullarında biçimlenerek, tarihsel barınma süzgecinden sonra kendine özgü “Laz otantizmi”nden söz etmeye çalışacağım.

 “Ev” barınma gereksiniminden doğan evrensel bir olgu. Bu nedenle evrensel öğeler taşıması olağan. Fakat Coğrafi ve iklim koşullarındaki farklılıklar, yapıda farklı biçimsellikler gündeme getirerek, iç ve dış mekânlara yansır. O toplumun kültür boyutundaki geleneklerini de iç ve dış mekânlara taşıyarak, kendi otantizmini oluşturur. Bu bağlamda yörenin doğal verileri, Doğu Karadeniz’de de yapının biçimini ve uygulamalarını etkileyerek, diğer bölgesel yapılaşmalardan soyutlanmasa da kendi özgü yapı kimliğini kazanır. Her ne kadar uzmanlar; Kuzey Anadolu verileri ahşap yapıyı, Orta Anadolu kerpiç ve taş yapıyı, batı Anadolu’nun taş yapıyı ve Güney Anadolu’nun verileri ahşap-taş yapıyı ortaya çıkarmıştır diyorlarsa da, Laz yapı mimarisinde “Serender” ve “Bagen-Hayvan evi” hariç konutlarda kerpiç dışında diğer yapı malzemeleri kullanılmaktadır.

 Laz evlerinin, Gürcü ve Hemşin evleri ile dış ve iç mekânsal farklılıklar göstermesi, farklı kültürlerin yapı öğesindeki belirleyiciliğinin somut kanıtıdır. Gürcü evleri ahşap, Hemşin evleri taş ağırlıklı, Laz evleri ise taş ve ahşap karışımı, fakat Gürcü evleri kadar olmasa da; Ahşap ağırlıklıdır. Örneğin GÜRCÜ EVLERİ; temelden çatıya dek ahşap yapı elemanları ve malzemelerinden oluşur. Çok daha mekânsal detaya sahiptir. Artvin eski Halk Eğitim müdürü Sayın Zikri Işık, tipik bir Gürcü evi olan Şavşat İmarhav yöresi evlerini detaylandırıyor: << Birinci Kat “Zemin Kat”: Ahır “Hayvan barınağı”. Ahırın arka cephesiyle, yan cephelerin yarısı kadarı taş duvarıyla, diğer kısımlar ağaçtan yapılır. Giriş ön cepden ahır Balkonundan girilir.

İkinci Kat: 7-8 cm. kalınlığında tahtadan yapılıdır. 120-140 metre kare alana sahiptir. Genelde merdivenle giriş balkonuna çıkılır. Buradan ara hollara, odalara girilir. Arka odaların birinde taştan yapılı bir şömine ‘Ocak’ bulunur. Burada Pilekiyle ekmek pişirilir ve tüm yemekler burada yapılır. Oturma, yemek yeme bu oda’da yapılır. Her evde bir konuk odası bulunur. Bu oda’da zorunlu haller dışında yalnız konuklar ağırlanır.

Maddi durumlarına göre büyük ailelerin; 2. kata benzer, 3. katları bulunur.

Çatılar eskiden ‘Pedevre’ denen ince tahtalarla örtülürdü. Şimdilerde ise sac ile örtülmektedir. >>

HEMŞİN EVLERİNİ Sevgili dostum Köksal Burum anlatıyor: << Ustalığı ve işçiliği üst düzeyde, taş yapı ağırlıklı, ahşap, tuğla karışımı evlerdir. Evlerin çoğu konak dizaynındadır, çünkü Konak kültürü yaygındır.Yayla evleri ise Masif Kestaneden yapılmış Doğu Karadeniz’in geleneksel ahşap yoğunluklu evleridir. Çoğu Çok katlıdır. En altta ahırlar, bunun üzerinde evin asıl iskân edilen bölümü olan ocak kısmı ve üçüncü katta drani denen Çatı katı vardır. Ahırlar, taş ve tuğla katkılı yapılardır. Konaklarda çoğunlukla tuğla ve taş kemerlerle örülmüştür. Evlerin oturulan ikinci katında mutfak, yatak odaları, banyo ve tuvaletin dışında kesinlikle bir konuk odası bulunur. Konuk odası, bazen eve bitişik olarak da inşa ettirilir. >>

Olguyu Anadolu’daki uygarlıkların yerleşme ve yayılma alanları bütününde ele aldığınızda, Yapı farklılıkların bu süreçte ortaya çıkan farklı görüşlerden, yaşayışlardan kaynaklandığını görüyoruz. Anadolu dünya uygarlığının köprüsü olması nedeniyle, Anadolu evlerinin de farklı biçimselliklerini/mimarisini beraberinde getirmiştir. Özellikle Anadolu kıyılarının Asya ve Avrupa dış etkisinde kalması oluşumu daha da yoğunlaştırmıştır. Bu nedenle Karadeniz, Ege, Akdeniz ve Marmara’da birbirinden küçük ince ayrımlarla (nüanslarla) mimari farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Örneğin Batı Karadeniz’de Bizans, Orta Karadeniz’de Pontus, doğu Karadeniz’de ise Pontus, Ermeni, Laz kısmen de Gürcü kültürünün yarattığı yapı biçimselliklerini rastlanmaktadır. Doğu Karadeniz’de en iyi taş ustasının Laz ve ermeni kökenli olduğunu söyleyebiliriz. Ardeşenli ve Pazarlı Laz yapı ustaları az da olsa varlıklarını sürdürmektedirler.

Olguya farklı yaklaşanlar da var. Örneğin Uygarlıkların dağılımında; İç Anadolu’da daha az bir hareketliliğin yaşandığını, bu nedenle Anadolu evlerinin kökensel olarak Türk evleri olduğunu savlarlar. Onlara göre; Yapı mimarisinin biçim alıştaki ağırlık merkezi İç Anadolu’dur. Merkezdeki mimari kültür kıyılara yayılmış, fakat bölgesel etkilerle biçimdeki kavram değişiklikleri Karadeniz, Akdeniz v.d mimari üslupları yarattığını söylemek, şoven yaklaşım bütününde; Anadolu’daki M.Ö ve Sonrası uygarlıkların yarattığı mimarideki evrensel farklılıkları yadsımaktır. Hatta yaşamı tüm biçimleriyle belirleyen Anadolu’muzun yedi iklimini……

Her uygarlığın bazı değişiklikler gösteren kendine özgü mimarisi vardır. Evlerdeki farklılıklar iç ve dış mekânların kendi konumlarındaki çevre ile olan ilişkilerde ortaya çıkar.

 Laz evlerindeki farklılıklar; iç mekânlarında odalar ve odalar arası, dış mekânlarda Serenti, Bagen, Avlu, bahçe duvarları ve ev arasındaki ilişkilendirmelerde ortaya çıkar. Evlerin düzeni çevreyle uyumludur. Evlerin biçim ve boyutlarının belirlenmesinde; ekonomik etkenler Laz evlerinde çok önemli yer tutmaz. Yalnız özenti veya özen-süs balgamında farklılıkları gündeme getirir. Doğa koşulları, yapıların biçimlenmesini önemli ölçüde etkilediği için, Doğu Karadeniz’in engebeli arazisi yapıların yapı biçimini etkileyerek, genel oluşumunda farklılıklar yaratmıştır. Bu nedenle yaşam katı, zorunlu olarak yerden yükseltilmiştir. Her Anadolu evindeki orta alan kavramı korunmuş, biçimsel anlamda temel kavram oluşmuştur. Yani biçim değişmiştir.

İnsan değişmeyen evrensel bir fizikselliğe sahiptir. Fakat yaşanılan iklim ve coğrafi koşullar yanında, yapı öğelerini oluşturan, yapı elemanları ve malzemeler, insanın geçmişi, kültürü, ekonomik konumu ve kullandığı yerel teknolojisi, dini ve örf adetleri yaşama biçimini etkiler. Bu da kendine özgü yapı dizaynını(Mimarisini) oluşturur. O nedenle Laz, Gürcü ve Hemşin evleri arasındaki farlılığını doğal karşılamak gerekir.

 Bir Laz evi diğer kültürlerden farklıdır. En önemli farklılık dayanıklılığıdır. Yapı malzemesinin ahşap olmasından kaynaklanır. Bu evlerin dirençsizliğini artırır, ömrünü kısaltır. Pek az ev 150 yılı aşabilmiştir. Bundandır ki Laz tarihi ve Doğu Karadeniz antik çağ uygarlıklarıyla ilgili tarih; kuşaktan kuşağa taşınan sözlü kaynaklara v.b söylencelere dayanmaktadır.

Ev insanın toprağa bağlılığında biçim kazanır. Lazlar bölgelerinin tarıma elverişli olmaması nedeniyle, toprağa bağımlılığı azaltmış gurbetçiliği öne çıkarmıştır. Toprak; Asya tipi ekonomi tarzında kadınlar tarafından gereksinimleri için işlenmiştir. Tarihten gelen bu durum, yakın tarihimizde geçilen Çay, Fındık ve Tütün tarımının başlamasına dek sürmüştür. Bu nedenle Lazlar yapı ustalıklarını geliştirmişlerdi. Yani tarihin her safhasında, Lazlar iyi yapı ustaları olduğunu ve tüm evlerin Laz kültürü ile biçim aldığını düşünüyorum. Genlerinde var olan yapı ustalığı; gurbetçiliklerinin en önemli referansı olmuştur. Özellikle ahşap üzerindeki becerileri Ankara mobilyacılar sitesindeki varlıklarında ortaya çıkar. İnşaat sektöründeki egemenlikleri zaten her şeyi anlatmaktadır. Değil Türkiye’nin Dünyanın sayılı firmaların, ağırlıklı olarak Arhavili Lazlar olduğunu kim yadsıyabilir ki?!

Tarihten gelen bu nitel durumlar Laz evlerinin biçimselliğine yansımış, kendine özgü, diğer Anadolu evlerinden zengin bir yapım tarzını ortaya çıkarmıştır.

Evlerin yapı karakteristiği, yani değişmeyen ayırtkanlığı iç ve dış mekânsal zenginliklerde kendi otantik yapısını oluşturmuştur. En önemli öz; köy ve Kasaba evleri arasındaki ayniliktir. Evlerin tümü toprakla ilişkiyi kesen taş duvarlar üzerinde yükselmektedir. Temel işlevi topraktan gelecek nemin engellenmesidir. Günümüzdeki adıyla subasman katlarının bir diğer işlevi odunluk, samanlık veya ahır olarak değerlendirilebilmesidir… Taş duvar üzerindeki evler genelde Ahşap mimari veya ahşap karkas kesme taş mimari tarzında yapılmaktadır. Genelde bu tarz hâkimdir. Laz evleri iki kat görünümü, fakat insan kullanım alanı olarak tek katlı, çok odalı iç mekân dizaynlıdır(çizim). Denizci ve gurbetçi zenginlerin özen ve özenti yaklaşımında dış mekânsal görkeme sahip ve iç mekânlardaki öğelerle zenginleştirilmiş evle vardır ki bunlar “Konak” olarak adlandırılmaktadır. Genel anlamda otantizmi artıracak sayısal zenginliğe sahip değildir. Yani sayıları azdır.

Her yapıda olduğu gibi, taşıyıcı sistemi odanın boyutunu, biçimini, pencere ve kapı gibi iç-dış ilişkilerini belirlediği gibi iç mekânların projelendirilmesinde de etkilidir. Yapı malzemesi Ahşap ve Taştır. Kerpiç kullanılmaz, çünkü nem ve yağış kerpiç’in mukavemetini düşürerek ömrünü azaltabilmektedir. Bağlayıcı madde olarak kireç kullanılmıştır. Çimento’nun 1950’lerden sonra kullanıldığını gözlemliyoruz. Çatı sürekli Marsilya kiremitleriyle örtülmüştür. Genelde, yukarıda belirlemeye çalıştığım gibi dış duvarlar, ahşap iskeletin içi taş doldurularak oluşturulmuştur. Benzerini Safranbolu evlerinde de görüyoruz. Bu yapı yönteminin adı, “Hımış”’tır.

Ahşap ve Ahşap yapı sisteminde malzemenin işlenirlik özelliği; yatay ve düşey öğelerin, örneğin pencerelerin yapımına kolaylık sağlar. Fakat, taş ağırlıklı evlerin cephelerinde malzeme işlenirliği zor olmasına karşın, özellikle yatay ve düşey ögelerin gerçekleştirilmesine çalışılır.. Yapı malzemesi ve elemanı ne olursa olsun; kullanım alanları insan boyutlarına göre dizayn edilir ve yapımları gerçekleştirilir. Örneğin bir Yatay öge olan “Sergen”’in döşemeden yüksekliği 2.20 metreyi geçmez. Bunun yansıra kapı, pencere ve dolapların üst sınırları insan boyutları çerçevesinde oluşturulur. Kısacası Laz Evlerinin iç mekan olan odalardaki temel öğelerde insan boyutu baz(taban) alınır. Sadece dolapların az kullanılan üst bölümleri olan soyut üst sınır, çizginin üstündedir.

 Anadolu’daki evler iki ana ögeden oluşur. Bunlar ‘Odalar’ ve odalar arasında toplanma alanı kabul edilen ve ortak alan olan ‘Sofa’dır. Bu Laz evlerinde ‘ Xayati’ olarak adlandırılır. Bu iki ana ögeden biri olan oda Laz evlerinde, özellikle köylerde iki tanedir. İlki dış mekânla ilintili, aile büyüklerinin odalarına ve İkinci ‘Sofa’ya, yani ikinci ‘Xayati’ odasına açılan toprak zeminli ‘Sofa’dır. Laz iç mimarisinin zengin karakteristik yapısı burada yoğunlaşmıştır: İşte bu toprak zemin bölümün adı; Vikinglerde ‘Cesaret’, Gürcülerde ‘Gel’, Heykel sanatında Çamura biçim verme(modlaj) anlamında kullanılan “MODİ”dir. Yoksul Lazlar Mödi’den ikinci sofaya, yani kot farklılığı nedeniyle oluşmuş ve odunluk ve samanlık olarak kullanılan boşluğun üstüne konuşlandırılmış ahşap döşemeli ikinci sofaya(Xayati) geçiyorsunuz. Yoksul Lazlar MODİ’nin aşağısını inşa edemezler, dolayısıyla ikinci sofa(Xayati) dediğimiz evin önemli bölümü ahşap kolonlar üzerinde dururdu. Hatta; “Ohor(Ev) diçoduyi(bitti mi)?, yani ev yapımı bitti mi dendiğinde; ‘MODİŞ csale(Aşağısı) kodoskidu(kaldı)’, yani MODİden aşağısı kaldı” yanıtını verirlerdi. Bu boşluğa evin girişindeki sahanlıktan taş merdivenle inilir. Burada, yakacak, kurumuş mısır sapları(ĞERİ), TĞOMU’dan(Kızıl ağaç) DİŞKAPE (odunlar), ARGUNİ (balta), odun biçme aleti HERĞİ(hızar ), Kösteği (bilevi taşı), GURUN(Eşek) denen, ahşaptan karşılıklı iki çatal ağızdan ve kesik yamuk şeklinde yere basan odun kesme aracı bulunur. Bazı aileler, hayvan altına serdikleri Çaçi (kuru yaprakları) ve onları taşımaya yarayan, fındık dallarından örülü silindirik PASĞHA(sepet), ĞHOPE(Kürek), ONTULE’yi(Tarla) kazmaya yaran iki sivri uçtan oluşmuş, belinden ayakla güç verilip, tornet dizaynında BEL denen alet ve BERGİ(çapa), kuru yaprakları(Çaçi) yüklemeye yarayan sivri çelik uçlu elimize benzer sungi ve MUCĞİ(tırmık) bulunurdu. Bunun yanı sıra; DİŞKA (odun), LAZMA(Tezek) v.b ağır yükleri taşımak için, ince fındık dallarından örülü KALATİ ve meyve,un, şeker, çay v.b taşımak için kullanılan TİKİNA adlı sırt sepetleri, sırt fındık toplamada kullanılan ucu 45 derece kıvrık ahşap KOKARI, ince fındık dallarının ikiye bölünerek ucu sivri masif koni şeklinde örülen GUDEL’de burada bulundurulurdu. GUDEL ile; ağaçlara sarılarak büyüyen kokulu URCENİ(Kara Üzüm), MCĞÜLİ(Armut), UŞKURİ(Elma), MBULİ(Beyaz Kiraz) ve LAZ KİRAZİ denen ve İtalya’ya yöremizden Cenevizliler tarafından götürülmüş ve sofralarında havyar kadar zengin meze olan MCKO toplanırdı. Burada bir antrparantez açmak istiyorum: “Tarihi net olarak konamayan ve Lazistan’ın simgesi Kemer Köprüler, sevgili Babamın(Nihat), konuk olduğu İtalya’da ve Türkiye’deki İtalyan konuklarından öğrendiğine göre Cenevizliler tarafından 16.yy’da yapılmış. Yapılış nedeni; dünya’nın en iyi şarabı dağlarımızın(GERMA) tepelerinde(RAKANİ) yabanıl olarak yetişen kokulu Kara Üzümlere(MCKO-Şimdilerin Ankara Kalecik karası) ulaşmak… ”

Modiden aşağıya, yani ikinci sofaya (Xayati) geçiş noktasında sağlı sollu(yukarıda değindiğim tabandan 2,20 metre yüksekliğinde sergen) konsol dolaplar mevcut idi. Bunların sergenleri, yani rafları, sürgülü camekan denen kapaklarla tozlardan korunurdu. Dolapların üstünün adı ÖREŞ(Kabağın:Kabak konan yer anlamında) idi. Beyaz bal kabakları burada dizilirdi. Bazen da; büyük tencere ve küçük kazanlar, ÇUKAL/Saplı derin kazan ile, eğer fazla ise geleneksel yemek DÜDERİ’nin(Fasulye tanesi ve lahana’dan yapılır) yapıldığı derin ve yayvan kesik küremsi ahşap kap olan SARĞA-ki genelde darabalara asılırdı- konurdu. Darabalara, kaşıklık dediğimiz OKUZALE(Kuzı: kaşık) asılırdı. Okuzale’de KOPA denen büyük kepçe ve Düder dövmeye yarayan ahşap yassı KORZA denen tokmak da bu ambiansın içindeydi. Bunun yanı sıra, Darabanın bir yerinde yün eğirme araçları; MĞEN ve ONCOKONDALE asılı dururdu. Ayrıca SÜZGİ denen süzgeç ve ONÇORE dediğimiz elek asılırdı darabaya. İki çeşit ONÇORE vardı. Birincisi nişasta inceliğindeki MVKEY elde etmek için, Buğday (DİKA) Ununu (MVKEYİ) eleyen MKVEYİŞ(Un) ONÇORE(Elek) ile, İnce mısır(LAZUT) unu elde etmek için, GURİŞ(Yüreği, özü) ONÇORE(Elek) denen elek. Un, buğday, şeker, tuz ve mısır için kullanılan, silindirik kulplu bir kıloluk KAPİCSİ ve onun 3 kiloluğu OROSAR ise; bazıların BAĞU, bazıların HARO dediği (un şeker v.b gıdaların depolandığı, yukarı modi’deki) ambarda bulunurdu. Orta bölüme TARO denir. Burada özellikle konuklar için çelik, sarı metal ve çinko kap-kacak(TAĞAN/Tava, SAHAN/Tabak v.b), porselen malzemeler-ki çoğu Batum ve Sohum’dan getirilmiş zengin mutvak/yemek araçları idi-saklanırdı. Çünkü kendileri genelde tahta kaşık ve SARĞA gibi ahşap kap kullanırlardı. Bu da Lazların ne denli konuksever ve saygılı olduklarının göstergesi idi., ÇUTA(küçük) KUKUMA, Bakırdan süt kabı BAKRAÇ, KUZİ/Kaşık, ĞHAMİ/Bıçak v.b malzemeler de burda bulunurdu. Alt dolaplar ise evin diğer malzemeleri ve insanların ayakkabıları(MODVALU) için kullanılırdı. İkinci sofaya girmezden dar ve uzun bir giriş(antre) ile evin dışına monte edilmiş tuvalete geçiyordunuz. Bu dar ve uzun koridor, genelde; yağ kandili denen CVİNTİ ile geçilir veya CVİNTİ sürekli burayı aydınlatırdı. Tuvalet giderleri fosseptik çukur dediğimiz ve üzeri dallarla örtülü dışkı çukuru(ÇEŞMEŞKUYİ) olurdu ve bu bir giderle gübre olarak kullanılırdı.

MODİ; ailenin toplandığı iç mekânı karakterize eden bir alandı. Kuzenlerim; Ahmet Akdoğan ve Hurşit Çorbacıoğlu bu mekanı benden daha iyi karakterize ettiler, yani tanımladılar, çünkü bu alanları benden çok yaşamışlardı. MODİ’nin, Laz iç mimarisini karakterize eden en önemli bölümü, evin kalbi anlamında OHOŞGAGURİ(Guri:kalp) denen LETA(Toprak) tabanlı Modinin yukarısı idi. Burası Laz iç mimarisinin, barınma boyutundaki otantik öğelerin kalbidir. Bunların başında; “KEA(kiea)” gelir. Toprak zeminin tek taş kaidesi Kea idi. Ve DAÇĞURİYE(ateşe) yakın olurdu. Yaşlılar için genelde; “Muvas(ne yapsın) keas elağen( kea’da oturuyor)”sözünü sık-sık duyardık. Toprak alanın(İlk sofa-Xayati) girişin hemen sağında bazı evlerde; OÇİĞANE denen üzüm ve armut suyunu çıkarmak için bir ahşap ezim aleti bulunurdu(Çıkan meyve suyu unla ve biraz şekerle karıştırılarak muhallebi kıvamında bulamaç yapılır(PAPA) , fındık ve ceviz dizili ip kazanın içinde kaynayan PAPA’ya batırılarak tatlı sucuk denen KÜME yapılırdı.). O’nun hemen yanında, tere yağı ve ayran yapımı için kullanılan topraktan küp bulunur. Bunun adı ONÇAĞALE idi.Daire ağzı ortası delik ahşap kapakla örtülü idi. Delikten ucunda daire şapka olan ince bir sopa indirilir ve bunun sürekli indirilip çıkarılması ile yağ sütten ayrılırdı. Yağı alınmış süt Ayran, yağ da Tereyağıdır artık. Salonun bir yanında-ki daha çok Haro’da- büyük kazan denen Küme için kaynatılan ÇÜKİ ve büyük Tava LOVE bulundurulurdu. Alanın ortasında, açık ocak bulunurdu. “Kea”nın sağ yanında evin en büyüğü Papuli(Dede), sol yanında Dadi(Büyük anne) ve sırayla Berepe(çocuklar) ve Motalepe(torunlar) otururdu. Tavandaki KEREMÜL’un sarktığı kirişten Şapkalı ve cam fanuslu gaz lambaları da sarkardı. Altı silindirik cam hazneli, ağzında fitil bulunan, gaz lambalarının ağzı her cam lambanın(ŞÜŞE) olacağı şekilde standarttı. ŞÜŞELER numaralı idi; 5, 7 ve 14 olarak. Cam lambaları dükkanlarda iplere veya ahşap çatallara dizili satılırdı. Genelde insanlar 7 numarayı kullanırlardı, çünkü 14 numaranın fitili kalın ve geniş olduğu için fazla gaz tüketirdi. Yukarı Mödi’deki Gaz lambaları varlıklı ailelerde; ispirtolu ve manuel(El pompalı) çalışan “LÜKSİ” olarak karşımıza çıkardı. Müthiş aydınlatırdı. Gece kelebekleri etrafında pervane olur, kırmızı, mavi, yeşil şapkalalı LUKS’ün cam fanusunda döner dururlardı. Onlar da zenginin ışığına pervane idiler. Yoksulun 7 numaralı ışığına kesin uğramazlardı. Orta halli Laz evlerinin sadece ikinci sofasında, yani Modi’den aşağısında da LUKSİ olurdu. Varlıklı Laz Aşağı ve Yukari Modi’de de LUKS kullanılırdı. Yoksul evlerin zaten Modiden aşağısı olmadığı için yukarı Modide 7 numaralı şüşeli gaz lambayla aydınlanmaya çalışırdı. Burada evi boydan boya ocağın üstünden geçen ‘tavanda’ bir kiriş bulunur. Kirişe “KEREMULİ” denen zincir bağlanır ve bahçe ocağı denen taş ocağa dek uzatılırdı. Açık ocağın yanında kesin bir demirden yapılma kanca bulunurdu ve buna KOKANCSİ denirdi.Daçğuri/Ateş karıştırılır ve de ekmek pişirilen taş kab GRESTA ateşte kızartılırken kullanılırdı. Keremul’un ucunda bir kanca olur, bu kanca ile zincir kısaltılarak uzatılabilir. Zincir ateşe kadar uzanması gerekiyor. Açık ateşin dumanı baca işlevi gören tekerlek biçimindeki “Çangarak” benzeri tavandaki delikli ızgaradan(Kapak) veya yoksul evlerinde saçak boşluklarında dışarı verilir. Bu açık ocak ısınmada ve yemek yapımında kullanır. Yanında sürekli “GRESTA” denen ekmek yapımında kullanılan taştan Pilakı dururdu. Keremul kirişinin sağında ve solunda, geniş ve yayvan olan ve yiyecek olarak her şeyin kurutulduğu açık ocağa yakın OVLE denen kestaneden yapılmış sepet ile, ocaktan uzak, ahşaptan örülü gözenekli MÇKUDİŞ(Ekmek) HENÇKEL(Sepet) denen ekmek sepeti de asılı dururdu. Özellikle yerleşik tarıma geçildiğinde, yani yörenin yoksulluğunu kıran çay üretimi başlayınca açık ocakların yerini, Kuzine sobalar aldı. Sonrasında da “Xayati”nin doğu duvarına şömine benzeri bacalı ocaklar inşa edilmeye başlandı. Bu süreç Laz evlerindeki otantizmin iç mekanlardaki ilk erezyonu idi.Modi’den, dolayisiyle; Kea’dan, Gresta’dan, hençkel’den, kokançi’den, Onçağale’den, Çüki’den ve Gaz lambalarından vazgeçilmedi, ama Keremul(kısaltılarak Şominenin içine hapsedildi) , Ovle, ve açık ateş ocağı yoktu artık. …Bir zaman sonra tümü yok edildi. Laz evlerinin iç mekansal mimarisinin otantizmi yoktu artık. Modi toprak zeminin kaybetmiş, ahşaplaşmıştı. O’nu görünce artık ayakkabınızı çıkarıyordunuz. Sevgili kuzenim Yüksel Çorbacıoğlu, bu karakteristliğin salt birini, yani keremul’un resmini gönderebildi yıllar sonra. Arşiviminde o’na bakarak çocukluğumun Modi’sindeki nostaljisini yaşamaya çalışıyorum.

Yukar modideki OHOŞGAGURİ denen leta(toprak) zeminli birinci “Xayati” de, yani Sofa’da en az üç oda bulunurdu ve bu ailenin evlilerine ve büyüklerine aitti. Odalar ahşaptan inşa edilmiş “DARABA” denen duvarlarla ayrılır. Daraba 10/10 ve 5/10 kalaslardan oluşturulmuş kafes sistemin üzeri, Lambda Zivanalı(Lamba Zivana diye Türkçeleşmiş bin terim.Yer veya cephe kaplamalarının birbirine geçip kenetlenmesini sağlamak için erkek ve dişi kenarlarla teşkil edilmiş birleşim detayı. Kesiti lambda harfine benzediği için böyle adlandırılır.) sistemle birbirine kenetlenmiş tahtalarla örülür… Özellikle eşli olanların odalarında zemine konuşlandırılmış, sauna benzeri dışarı gideri olan gizli banyo bulunurdu. Lazların kapalı bir toplum olmaları, büyüklere olan sonsuz saygıları nedeniyle; evde büyüklerin yanında yıkanmak, bunu için gürültü yapmak büyük ayıp sayılır.

MODİ’nin aşağısı, yani ikinci ‘Xayati’ ahşap zeminli/döşemelidir. Taş duvarlar üzerine, ahşap kirişlerle oturtulmuş yine ayni özler taşıyan sağlı sollu konuk odalarına açılır. Konuk odalarının hepsi MÜSANDARA denen, güney ve kuzey Duvarları tümden kaplayan ahşap gömme dolaplar bulunur. “Xayati” bölümündeki tüm kapılar işlemeli ve renklidir-ki bu evin özdeksel, yani zenginliğinin göstergesidir- Çeşmeye, yukarıda betimlediğim gibi; iki sofa arasındaki antreden ulaşılır… Evin kuzey cephesine inşa edilirdi. Arka avludan da girilecek taş merdiveni vardı.

Laz evlerindeki mimari konsept(kavram) ahşap ve taş konsorsiyumuna(birliğine) dayanır . Ahşap veya taş mimari hâkimiyeti görülmez. Evlerin güney ve doğu cepheleri az yağmur ve rüzgâr aldığı için bu cephelerde kestane ve meşe ağırlıklı “Ahşap” hâkimdir. Bu eksen yatma mekânlarını oluşturur. Batı ve kuzey kısımlarında ise Ahşap taş karışımı “Taş” hakimiyeti vardır.. Bu noktadaki taş işlemeciliği yapıyı karakterize eden ustalıklar içerir. Taş işlemeciliği geleneğinin, daha doğrusu yapım tekniğinin geçmiş kültürlerden kaldığı savlanır. Bu kültür de, antik çağda beri yerleşik bir uygarlık olan Laz kültürü olduğunu söyleyebilirim. Bilindiği gibi bu taş işçiliği tekniğini genelde en iyi Pazar ve Ardeşenli-bugün sayıları yok denecek kadar azdır- Laz ustalar yansıtmaktadır.

Evlerde çıkma yoktur. Cumbalı(kafes görünümlü küçük çiçek balkonları) evlere(Fantezi dışında) rastlayamazsınız. Ahşap olarak; kestane, meşe, gürgen ve kızılağaç kullanılır. Çam kullanılmaz. Ahşap birleşim yerleri için “Ahşap çivi” kullanılır. Kızılağaç temel ve duvar hatıllarında kullanılır. Çünkü doğal ardaklanmış(içten çürüyen ağacın ilaçlanarak çürümesini önlemek) bir ağaçtır. Bu nedenle neme dayanıklıdır ve çürümez. Özellikle dağ evlerinin yapımında ve Doğu Karadeniz’in bazı yörelerinde Temel için kullanılır. Kızılağaç önce fore kazık halinde çakılır ve üstüne yine kızılağaç kirişleri atılır. Kızılağaç her iki kullanım şeklinde de biçilmez, sadece zedelemeksizin sert kabuğu ‘çürüme olasılığın ortadan kaldırmak için’ soyulur. Diğer tüm evlerin iç mekânında meşe ve gürgen, çatıda kestane hâkimdir.

Yapılarda; Hızar ve Taş ustaları ayni zamanda yapıların mimari gibidirler. Yapıyı bunlar belirler. Çatı örtüsü olarak önceleri “Hartoma-Hartama” denen sert ağaç kabukları kullanırdı. Yöreye çay girince Marsilya kiremidi girdi.. Taş genelde bilinen dere taşları ve Granit, bağlayıcı madde olarak da kireç, sonraları çimento kullanılmaya başlandı.

Evlere geniş sahanlıklı taş merdivenlerden girilir. Sahanlık bir bağlanmada balkon işlevi görürdü. Buradan evin kaidelendiği ve genelde samanlık ve odunluk olarak kullanılan, arazinin eğimli olması nedeniyle kot farklılığı ile oluşmuş ilk kat bulunur ve buraya merdivenle inilirdi(Niçin dili geçmiş zamana geçtim?! Çünkü Laz evlerinin otantizmi yok edildi artık). Evin giriş kapısı masif(Yoğun ve ağır ahşap) gürgenden yapılırdı. Kapının hemen girişinde Antre işlevinde Toprak zeminli bölüm bulunur, bir bağlamda da lavabo olarak kullanılırdı. Bakırdan el yıkama kabı, LEĞEN, küçük güğüm denen ÇUTA(küçük) KUKUMA ile büyük güğüm denen DİDİ(büyük) KUKUMA bulunurdu. Burada tavan arasına, yani ÇEYİ’ye girilmesi için MSKALA(ahşap merdiven) bulunurdu. Bundan sonra ikinci bir masif kapıyla,OHOŞGAGURİ denen birinci sofa’ya, yani “Xayati” ye girilirdi.

Lazlarda din ve gelenek asla bağnazlık ve katı muhafazakarlık olarak etkisini göstermemiştir. Ahlaki konuların dışında dışa karşı pek kapalı değillerdir. Cesaret ve kendine olan güveni sayesinde hoşgörü bütünselliği içinde sosyal bir karaktere sahip sevecen, sert yapılı insanlardır. Bu nedenle Laz evlerinde bahçe duvarlarına rastlayamazsınız. Bu zengin karakterinin, yani özgüvenin ve sevecenliğin simgesidir.

Laz kültürünün inbiğinden süzülürcesine gelen önemli bir kültürel ve uygarlık mirası olan ve ‘Laz Şalesi’ olarak adlandırılan avlu’daki Serenti’nin ikinci katındaki kapalı veranda denebilecek konuk ve yolcu ağırlama salonu; hoşgörü ve özgüvenle harmanlanan konukseverliğin en somut göstergesidir…

 SERENTİ: Taş duvarlı ve üç katlıdır. İlk katı Kümes hayvanları için OKOTUMALE olarak kullanıldığı gibi, genellikle tarım araçlarının korunması için kullanılır. OKOTUMALE(kümes) Serenti ile Bagen arası, evden gözlemlenebilecek bir yere konuşlandırılır.

Serentinin ve evlerin altı ve Bagenlerin üst katları çok yönlü olarak değerlendirilirdi. Pacsğa denen Yaprak süpürme sepeti, kalati / yük sepeti ve meyve taşıma sepeti olan Tikina, Arguni / Balta, çalı çırpı kesiminde kullanılan Burçüli denen küçük pala ve ot kesiminde kullanılan Daprani / orak v.b tarım aletleriyle birlikte, Köste denen kesici aletlerin bilendiği kollu bilevi taşı için mekân olarak serenti ve Evın birinci katı kullanılır. Hayvanların temizliği için altlarına serilen kuru yaprakların süpürüldüğü tırmık (Musğhi) ile hayvan alt temizliklerinde kullanılan kuru yaprakların (Çaçi) için; Bagen dediğimiz ve altı ahır olan yerin ikinci katı kullanılır. Serenti; Mühendislik ve mimarlık bağlamında, kendi türünün de üstün ve kalıcı nitelikteki, başyapıtıdır diyebilirim. Bu Laz ve Doğu Karadeniz mimarisinin sağlam başyapıtı; işlevselliğinin yanında müthiş bir estetiğe sahip. Her Serenti, ustasının becerisini ve mimari estetik birikimini yansıtır. Bölgenin iklim ve coğrafi koşulları dikkate alınarak tasarlanmış bu yapı doğal klima işlevli bir soğuk hava deposu gibidir.Çünkü ürünlerin uzun süre de bozulmadığı, tadında değişiklik olmadığı saptanmıştır.

SERENTİNİN; Mimari/Mühendislik çizgisindeki yapısal özelliklerini inceleyelim: Yöre- yöre yapı farklılığı gösterdiği gibi, her yöreye göre adı da farklıdır. Artvin’de serander-kısmen bageni=pagen, Rize’de: nayla-serender, Hemşin’de seenger, Ordu’da: seren-serender, Trabzon’da serander, Sürmene’de paska, Şalpazarı ve civarında tekir, Kastamonu’da köşk deniyor.

 SERENTİ, kestane ağacından, evler gibi çivisiz, geçme tekniğiyle inşa edilir. Temelsiz süreksiz, yani her an yıkılabilir görünüm veren bir yapıdır ve üç kattan oluşur. Eğimli bir arazide birinci kat taş duvarlarla subasman dediğimiz seviyeye getirildikten sonra, tahta kirişler üzerinde kapalı veranda’nın döşemesi çakılır. Yerde teraziye alınan döşemenin köşelerinden 2 metre yüksekliğinde 40×40 ebadındaki en az 4 adet kolon dikmelerle çakılır. Taşayıcı sistem olan silindirik ahşap kolon sayısı, arazinin konumuna-ki zemin eğimli değilse iki katlı tekil taş temelin köşe ve hatıllar üzerine oturtulan düzgün taşların yüzeyleri üzerine konan(daha stabil olması için) 30×30. Ebadındaki kalasların kare veya dikdörtgen düzlemi teraziye alınarak kolon yerleri tespit edilir-göre artırılabilir. Kolonların üzerindeki kirişler atılmazdan önce değirmen taşı büyüklüğünde yukarıya doğru konikleşen, ağaç daire yerleştirilerek üst kirişler tamamlanır. Kolonlar sağlı sollu 45 derecelik açılı payandalarla desteklenir.Sonrasında; alttaki tekerlekli dikmelerin üstüne çakılan ahşap kirişlere tekrar dikme dikilir, bu dikmeler de tekrar çatı bağı için yeniden dört taraftan kirişle dönülür ve üçüncü veya ikinci kat(Tahıl ve Meyve ambarı) ortaya çıkar. Ve en nihayetinde; kirişlerde piramit çatı inşa edilir, Marsilya kiremidiyle veya Hartoma(hartama) dediğimiz sert ağaç kabuklarıyla üzeri örtülür. İşte doğal klimanın en önemli aksamına gelinmiştir artık. Bunun için serentinin tabanı zeytin veya MŞKERİ denen kumar (orman gülü) çubukları ile hasır örgüsü yapılır. Dört duvar ise kapı ve taşıyıcı sistem hariç aralıklı çıtalarla çevrilir. Artık doğal klima hazırdır. Siz o’na evinizdeki dipdondurucu, hani Türkçeyi kirleten ve terleten “Deepfreeze” de diyebilrsiniz. Hava

dolaşımındaki(sirkülasyon) sayesinde yiyecekler uzun süre bozulmadan korunur.

 Tekerleğin görevi ise, direkten tırmanan kedi, özellikle farelerin üst kattaki serentinin ambarına tırmanmasını engellemektir. Bunun için; kiriş kolon birleşim noktasındaki tekerleğin alt bölümü ve kolonun bir metrelik bölümü saçla kaplanır. Tekerlekli kolonların oluşturduğu boşluk, yani bazılarında ikinci kat alanı dört direk arası tahta pervazlar çakılarak veya çubuk örgüler ile örülerek kapalı veranda oluşturulur. Evlerde yok ama serentilerde çıkma vardır. Bu çıkmalarla Serentinin genelde doğu ve kuzey yani balkonlarla çevrilidir. Kuzey balkonun hemen altında ONÇAMURE denen dibek bulunur. Diğer alanlar odunun(Yaz kış odun kullanılır) korunduğu alanlardır. Onçamure Lazın harika bulgularından biri. İki ayak üzerine tutturulmuş çubuklu jimnastik aracı olan barfiks sisteminin benzeri aygıt ile ve masif ahşaptan yapılmış ata benzeyen dövücü ile taştan oyulmuş yarım küresel aygıttan oluşan bir dizayn. Barfiks benzeri aksamın yatay çubuğunu iki elinizle tutarak, atın kuyruk bölümündeki ucuna ayağınız basarak denge ve güç alıp, at başıyla taş aksamın içine sürekli inişler yapıyorsunuz, yani içindeki mısır’ı koçanından ayırabiliyorsunuz, veya buğdayı, pirinci(Eskiden asya tipi ekonomik yöntemle gereksinminiz kadar pirinç de yetiştirilirdi) çeltiğinden, meyvelerin de, özellikle özsüyünü çıkarabiliyorsunuz. (Genelde sonbaharın ilk günlerinde Serentinin balkonlarını süsleyen ve anbardaki zenginliğin en önemli yiyeceği tatlı küme yapımı için çıkarılır bu özsu..Küme, ince siyah hurma, fındık ve ceviz; serentilerin bu zenginliği için, çocukluğumuzda nice kereler fareleri oynamıştık.. Çünkü serentinin üçüncü katına, yani zengin yiyeceklerle dolu anbarın balkonuna, ahşap merdivenle çıkabiliyordunuz ve bu merdiven seyyardı ve sevgili babaannem sürekli, özellikle küme zamanında saklardı..)

Aslında değirmene de inmek isterdim, fakat bu geç vakitte, “Kçe mçküdiş-Beyaz ekmeğin” yüzünden yok edilme aşamasına sokulmuş değirmende sevinçle dans eden çinkaları görüp sinirlerimi bozmak istemedim.

Evlerde özenti boyutunda lüks yok yalınlık vardır.. yerde oturulmaz, yer sofrasında yemek yenmez..Anadolu kentlerindeki keskin yoksul-zengin ayrımı Lazlar arasında asla yaşanmaz. Bu o’nun tarihten gelen evrensel hoşgörüsüdür…

Her Anadolu insanındaki engin hoşgörü ve konukseverliği Lazlarda ve Laz evlerinde görebilirsiniz. (Alıntı-Şevket ÇORBACIOĞLU)

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

LAZ EVLERİ için 1 cevap

  1. tasyap maden dedi ki:

    güzel bir web site olmuş
    Taşyap maden granit

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s